1. Uzmanlar
  2. Emine SIKAN
  3. Blog Yazıları
  4. GÜVENLİ Mİ KAYGILI MI YOKSA KAÇINGAN BAĞLANMA MI?

GÜVENLİ Mİ KAYGILI MI YOKSA KAÇINGAN BAĞLANMA MI?

Bireyin, yetiştirilme ortamı ve tarzı ileri ki dönemlerde yaşayacağı ilişkiler ile yakından bağlıdır. Bu yazımda, bağlanma, bağlanma türlerini yakından inceleyeceğiz. Keyifli okumalar!

Bebeklik dönemi olarak tanımlanan 0-2 yaş arası sadece çocuğun zihinsel, fiziksel ve duygusal gelişiminin de en hızlı geliştiği dönemdir. Bu dönem bebekler kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda olamadıkları için bir bakıma ihtiyaç duyarlar. Bu gereksinim bebek ve bakım veren arasında bağ oluşumunu sağlar ve bağımlılık ortaya çıkar. Bu yüzden bakım veren fiziksel ihtiyaçlarını yanında duygusal ihtiyaçlarının da gidermesi gerekmektedir. Bağlanma sistemi, yeni doğanların onlara bakan kişi veya kişilere (genellikle anneye) fiziksel açıdan yakın tutarak hem çocukların güvenliğini sağlaması hem de onların çevreyi öğrenme sırasındaki güvenli koşullarını sağlar. Bebek ve ona bakım veren arasındaki bağ; ilişkisel, yakınlaşma ve benlik algısı konusunda kendini gösterir.

Bağlanma kuramı, bebeklik döneminden itibaren inşa edilen çocuğun ileriki dönemlerinde ilişki halinde olduğu kişilerle duygusal açıdan etkileşimlerini ve bağlanmalarını ifade eder.

John Bowlby tarafından bağlanma, belli bir figüre karşı yakınlık arama ve bu yakınlığı sürdürme isteme eylemdir. Bowlby bağlanmayı, insanların sürekli birbirine bağlı kalma durumu olarak tanımlar.

Bağlanma, duygusal, olumlu etkilere sahip ve yardımlaşmaya dayanan bir ilişkidir. Bakım veren ile kurulan ilişki bizim hayatımız boyunca tüm ilişkilerimize yön verir bu ilişki sorunlu ise romantik ilişkilerimiz, sosyal yaşantımız, işlevselliğimizi, çalışma hayatımızı ve sürekliliğimizi etkileyebilir.

Bağlanma Stilleri Romantik İlişkilerimizi Nasıl Etkiler?

Partnerlerin birbirinden farklı bağlanma stillerine sahip olmaları, ilişkilerindeki tatmini, ilişki örüntülerini, dinamiklerini ve istikrarını doğrudan doğruya etkilemektedir. İnsanlarla yakın ilişki kurmada sorun yaşamayan partnerlere sahip bireyler, beraberliklerinden daha fazla doyum almaktadırlar. Bununla birlikte partnerlerinin onları terk etmesiyle ilgili anksiyete yaşayan bireyler, partnerleriyle etkileşimlerini azaltmaktadır.

Diğer yandan güvenli bağlanma stiline sahip çiftler; kaygılı, kaçıngan ya da kaygılı-kaçıngan bağlanma stiline sahip çiftlere oranla daha az sözel saldırganlık ve yıkıcılık belirtileri gösterirler. Çiftler arasındaki kavga ve çatışmaların çözümü, güvensiz bağlanma stillerinden birine sahiplerse daha zorlayıcı olacaktır çünkü çatışmayı reddetme, erteleme veya görmezden gelme eğilimi göstereceklerdir. Halbuki sağlıklı bir tartışma ilişkiyi kurtarma da büyük rol oynar.

 Bağlanma teorisine göre, bağlanma stilleri dört tanedir:

1. Güvenli Bağlanma

2. Kaçıngan Bağlanma

3. Kaygılı Bağlanma

4. Korkulu-Kaygılı Bağlanma

Şimdi gelin, bu bağlanma biçimleri bireylerde nasıl kendini gösteriyor, beraber inceleyelim. 👇🏻

1. Güvenli Bağlanma Nedir?

Bir çocuk büyürken ihtiyaçlarını karşılamaları konusunda ebeveynlerine güvenebilirse, ebeveynlerde bu süreci doğru bir şekilde yönetebilirse, muhtemelen güvenli bir bağlanma stili geliştirir. Burada ‘ihtiyaç’ derken sadece temel fizyolojik gereksinimlerden bahsetmekten ziyade çocuğun sevgi, şefkat, anlayış, güven gibi tüm duygusal ihtiyaçların karşılandığı bir ortamda güvenli bağlanma oluşabilir.

Güvenli bir bağlanma, bireylere:

·       Duygularını regüle etme (düzenleme),

·       Diğer insanlarla güvene dayalı sağlıklı ve düzeyli ilişkiler kurabilme,

·       İhtiyaç duyduğunda duygusal anlamda destek arayabilme,

·       Etkili ve doğru iletişim

·       Kendini ifade edebilme, duygu ve taleplerini dile getirebilme gibi beceriler katar.

Sağlıklı bir şekilde ilişki kurabilirler. Bağlanma modelleri arasında en ideali budur.

Güvenli Bağlanma, Bireyde Nasıl Gözlemlenir?

. Yakın ilişkilerde rahat davranabilirler.

· Yalnız kaldıklarında kendileriyle kaliteli zaman geçirebilirler.

· Zorluklarla başa çıkabilmek için kendilerine özgü stratejiler geliştirebilirler.

· Çatışmaları yönetebilirler.

· Özgüven ve özsaygı sorunlarını nadiren yaşarlar.

· Kendileriyle ilgili olumlu benlik algısına sahiptir.

Kısacası güvenli bağlanan insanlar, duygusal ve fiziksel olarak güvende hissederek büyürler ve bu sayede başkalarıyla sağlıklı, mutlu bir şekilde ilişki kurabilirler. Bağlanma modelleri arasında en ideal bağlanma şeklidir.

 2. Kaçıngan Bağlanma Nedir?

Bir çocuk sert tavırlar sergileyen veya duygusal anlamda çocuktan uzak duran ebeveynler tarafından büyütülürse, kaçıngan bağlanma stiline sahip olabilir.

Kaçıngan bağlanmış kişiler otonomluğa son derece önem verirler, kendilerinden başka birine ihtiyaç duymayı ve ikili ilişkilerin gerekliliğini kabul etmezler. Buna aşırı bağımsızlık da denir. Buna bağlı olarak çevresindekilere karşı olumsuz davranışlar gösterebilirler. Kendilerini sevilmeye layık ve değerli görmelerine karşın diğer insanları olumsuz ve güvenilmez olarak değerlendirirler. Hayal kırıklığından kaçınmak, bağımsız olmak ve güçlü kalabilmek için yakın veya duygusal ilişki kurmaktan kaçınırlar. Duygusal bir ilişki yaşayanlar ise ilişkilerine karşı güvensizlik hissi olduğu için partnerlerine karşı kendilerini duygusal olarak uzak tutarlar.

Bu durumda birey fiziksel ve duygusal anlamda yakınlık kurmakta zorlanabilir ve bu nedenle ilişkilerini yüzeysel tutabilir, uzun vadeli ilişkiler içerisine giremeyebilir.

Kaçıngan Bağlanma, Bireyde Nasıl Gözlemlenir?

·       Duygusal veya fiziksel yakınlıktan kaçınırlar.

·       Bireyselciliği ön planda tutarlar.

·       İnsanlara güvenmekte zorlanırlar.

·       Derin romantik ilişkiler kuramazlar.

·       Onlara yaklaşan kişileri tehdit olarak algılayabilirler.

·       Daha çok yalnız kalmayı tercih ederler.

3. Kaygılı Bağlanma Nedir?

Bağlanma çeşitleri arasında üçüncüsü, yani kaygılı bağlanma, bir çocuk ihtiyaçlarına uygun davranamayan ebeveynler tarafından yetiştirilirse oluşabilir. Bazen tüm ihtiyaçlarına yanıt alan, ama bazen de adeta bir duvarla karşılaşan çocuklar kafası karışabilir ve bu durumu anlamakta zorluk çekerler. Bu tutarsızlık sebebiyle bir dahakine nasıl bir tepki göreceklerine karşı kaygı içerisine girerler çünkü bir belirsizlik ile karşı karşıyadırlar.

Ebeveynlerinde gördüğü bu dengesiz tavırlar, kaygıyı ve beraberinde reddedilme, terk edilme endişelerini getirebilir. Ayrıca çocuk kendini tehdit altında hissederse ebeveyninin orada olacağına güvenemeyeceğinden keşfetmek için uzaklaşmayı göze alamaz. Yeteri kadar özgürleşemez ve ebeveynine karşı yapışkan tavırlar sergileyebilir. Bu durum yetişkinliğinde konfor alanında kalmasına sebep olabilir.

Duygusal ilişkileri çok yoğun yaşar fakat çoğunlukla kısa sürer. Tamamen partnere odaklı bir hayat tarzı ve partneri kontrol etme isteği, yoğun doyumsuzluk duygusunu da beraberinde getirir. Karşılanması mümkün olmayan bu gereksinimler, partneri de katlanılması güç bir duruma sokacaktır.

Kaygılı bağlanan bireyler, çatışma durumlarında yüksek düzeyde bağlanmayı etkinleştirme (hyperactivation) stratejileri ile partnerlerini daha fazla ilgi ve destek almak için sürekli zorlarlar. Sürekli gerilim yaratarak partneri test eder de diyebiliriz. Romantik ilişkiler açısından, kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerin kendilik değerleri düşük olduğundan dolayı sürekli tehdit algısı yaşanmaktadır.

Kaygılı Bağlanma, Bireyde Nasıl Gözlemlenir?

·       Aşırı şımarık ve mesafeli ya da kayıtsız olmak arasında gidip gelebilirler.

·       Abartılı hareketler ile dikkat çekmeyi umabilirler.

·       Bir durumdan ya da kişiden çabuk sıkılabilirler.

·       İlişkilerinde tutarsız davranabilirler.

·       Diğer insanların onların duygularıyla ilgilenmeleri zorunluymuş gibi davranabilirler.

·       Eleştiriye karşı çok hassas olabilirler.

·       Yapışkan davranabilirler ve sürekli başkalarının onayına ihtiyaç duyabilirler.

·       İlişkilerinde kıskançlık ve güvensizlik gibi sorunlar yaşayabilirler.

·       Terk edilmekten, reddedilmekten korktukları için olmadıkları biri gibi davranabilirler.

·       Yalnız başına kalmak istemezler.

·       Özgüvenleri düşüktür ve kendilerini değersiz görme eğilimine sahiptirler.

4. Korkulu-Kaygılı Bağlanma Nedir?

Çocukluk çağı travması, ihmal veya istismar yaşayan bireylerde kaygılı kaçıngan bağlanma stili oluşabilir. Kaygılı kaçıngan bağlanma, bazen “korkulu kaçıngan bağlanma” olarak da adlandırılır.

Olumsuz benlik algısı ve olumsuz ebeveyn modelinin birleşiminden oluşan bu bağlanma şekline karmaşık veya korkulu-kaygılı bağlanma stili denir. Bu bağlanma stili aslında bireyin, diğer insanlar hakkındaki güvenilmez oldukları ve onu reddedecek bireyler olduğu düşüncesiyle karakterizedir. Korkulu-Kaygılı bağlanma stiline sahip birey, kendisinin sevilmeyeceğine dair beklentileri vardır ve kendine yönelik değersizlik duygusu baskındır, özsaygı konusunda problem yaşarlar. Korkulu-Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler; her ne kadar kendileri ve diğerleri hakkında olumsuz algıya sahip olsalar da diğerleri tarafından onaylanma ve kabul edilme istekleri de yüksektir.

Bu sebeple saplantılı bireylerle benzerlik göstermektedirler. Diğerleri tarafından reddedilme ve kaybetmenin oluşturacağı acıyı engellemek için insanlarla yakınlık kurmaktan kaçınırlar. Korkulu-Kaygılı bağlanma stili, güvenli bağlanma stilinin tam zıttı özelliklerle tanımlanmaktadır.

Korkulu-Kaygılı Bağlanma, Bireyde Nasıl Gözlemlenir?

·       Yoğun şekilde reddedilme korkusu yaşayabilirler.

·       Duygularını regüle etmede (düzenlemede) sorun yaşabilirler.

·       Sürekli endişelidirler ve çelişkili davranışlar sergilerler.

·       Duygudurum bozuklukları, kişilik bozuklukları, madde bağımlılığı gibi psikolojik sorunlar yaşayabilirler.

·       Kendilerine zarar verme davranışı görülebilir.

·       İlişkilerde tahmin edilemez ve kafa karıştırıcı davranışlara sahip olma eğilimindedirler.

·       Her zaman reddedileceklerine inandıkları için duygusal yakınlıktan kaçınabilirler.

Bağlanma Stilleri Üzerine…

Yukarıda yazıldığı üzere bağlanma stilleri bebekliğimize ve yaşadıklarımıza bağlı olabiliyor. Fakat burada mühim olan bu bağlanma stilleri kendimizi anlamamız için bir araçtır.

İlişkilerinizde yaşadıklarına bağlı olarak bağlanma stillerini tespit ettikten sonra sorunlarımızı buna dayandırıp, “ben böyleyim” diyerek kabullenmekte işim kolayına kaçmak olabilir.  Hem kendimizi hem de ilişkilerimizdeki karşı tarafı olumsuz etkileyen alışkanlıkların üstüne gitmek, onları değiştirmeye çabalamak son derece olabilir. Güvensiz bağlanma stillerinin psikolojik destek ile ya da kişinin güvenli bağlanma stiline sahip bir partnerle yaşayacağı sağlıklı bir ilişki sonrasında değişim göstermesi mümkündür. Eğer böyle bir durum ile karşı karşıya iseniz destek almaktan çekinmeyin.

Psikolog Emine SIKAN

 


Yayınlanma: 04.08.2024 19:40

Son Güncelleme: 04.08.2024 19:40

#psikoloji#psikolojik destek#psikolog#bağlanma#bağlanma stili#kaygılı bağlanma#kaçıngan bağlanma#güvenli bağlanma
Psikolog

Emine

SIKAN

Psikolog

(*)(*)(*)(*)(*)
52 Yorum
Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları
Bağımlılıklar
Kişilerarası İletişim Problemleri
Yalnızlık
Varoluşsal Anlam Arayışı
+6
Online TerapiOnline Ter...
süre 60 dk
ücret 1500
Yüz Yüze TerapiY. Yüze Ter..
Hizmet vermiyor
Yapay zeka ile, kişiselleştirilmiş destek:
Menta AI
Yapay zeka ile,
kişiselleştirilmiş destek: Menta AI

Şimdi indir, konuşmaya başla

App Store'dan İndirGoogle Play'den İndir
Bunları da sevebilirsiniz...

Çocuklar İçin Regülasyon

Regülasyon diğer bir adıyla duygu düzenleme , kişide doğuştan gelen bir yetenek olmaktan ziyade doğum sonrası kazanılan ve bakım veren kişinin oldukça etkin rol aldığı bir beceridir. Duygu düzenleme becerisi, yoğun hisler içindeyken dengede kalabilmeyi , kendimize ve çevremize zarar vermeden duygularımızı sağlıklı bir şekilde ifade edebilmeyi kapsar. Aynı zamanda bireylerin hedeflerine ulaşabilmeleri ve sosyal hayata uyum sağlayabilmeleri için duygusal uyarılmanın başlaması, sürdürülmesi ve yönetilmesini içerir. Kişi tüm bunları yaparken, duygu düzenleme stratejilerini kullanır. Duygu düzenleme becerisi çocuklara , duygularını ve tepkilerini daha sağlıklı ifade edebilmelerini ve problemleriyle daha iyi baş edebilmelerini sağlar. Bebekler ilk doğduklarında duygu düzenleme becerisi tekniklerinden yoksun oldukları için ‘’ağlamak’’ kendilerini regüle edebilmeleri için ilk başvurdukları yöntem oluyor. Yaşamın diğer yıllarında ise ebeveyn regülatör görevinde karşımıza çıkıyor. Örnek verecek olursak , çocuk yere düşüp her ağladığında bakım veren kişi kısa zamanda yanına gelip onu teselli ettiği için , sevgisini ve güvenini hissettirdiği için bundan sonraki diğer benzer anlarında çocuk bekleme süresini artık tolere edebiliyor. Çünkü o zaman çocuk için dünya bilinir ve güvenilir bir hale geliyor ve bu durum çocuğun duygu düzenleme becerisi kazanmasında önemli bir adım olmuş oluyor.Çocukların regülasyonları için yardımcı olabilecek bazı teknikler :Fiziksel temasta bulununSarılın.Çocuğunuzu bir battaniye ile sarıp sarmalayabilirsiniz ve kucağınızda sallarken ona ninni söyleyebilirsiniz ya da dinlendirici bir müzik açabilirsiniz. Gıdıklama ve boğuşmanın olduğu oyunlarda regülasyon için değerli yöntemlerden biri.Fiziksel egzersiz yapmasını sağlayınÇocuğunuzun fiziksek olarak egzersiz yapmasını, hareket etmesini sağlayın.Doğada yapacağınız uzun yürüyüşler, beraber oynayacağınız zıplamalı oyunlar ve egzersizler çocuğunuzun duygu düzenlemesine yardımcı olacaktır.Duygularını ifade etmesine olanak tanıyın ve rol model olun.Çocuğunuzun o anda ne hissettiğini, hangi duygular içinde olduğunu ifade etmesine yardımcı olun. Bunun için onu cesaretlendirin. Arkadaşları oyununa katılmadığında ‘’ Seninle oynamamaları seni üzdü, bunu görebiliyorum.. Seninle oynamalarını isterdin. ‘’ gibi ifadelerle onu anladığınızı kelimelere dökün. Bu ona sonraki seferde duygularını daha rahat ifade edebilmesi için cesaret verecektir. Ayrıca sizin de günlük hayatta üzgün hissettiğiniz durumlarda bunu cümlelerle ifade edebilmeniz çocuğunuziçin rol model olacaktır.Birlikte nefes egzersizi alıştırmaları yapınNefes , durup düşünmek , sakinleşmek ve regüle olabilmek için bize yardımcı olan en önemlitekniklerden. Doğru nefes almak, kendimizi regüle edemediğimiz anlarda, öfkeli olduğumuzda duygularımızı düzenlememizde aktif rol oynar. Çocuğunuz öfkelendiğinde veya yoğun duygular ile boğuştuğu sırada , durup nefesini dinlemesini sağlamak, nefese odaklanmasına yardımcı olmak, birlikte nefes alıştırmaları yapmak duygu regülasyonunda önemli bir nokta.

Kaygı ile Başa Çıkmanın Yolları: Hayat Devam Ediyor, Sen de Edebilirsin!

Kaygı… Tanıdık bir duygu değil mi?Kalp hızlanır, nefes daralır, zihin sanki aynı cümleyi durmadan tekrarlar: Ya kötü bir şey olursa?Hepimiz zaman zaman bu duyguya kapılıyoruz. Kaygı, aslında hayatta kalmamızı sağlayan bir alarm sistemi. Ama bu alarm günün her saati çalmaya başladıysa, işte orada durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: “Ben bu duyguya hizmet mi ediyorum, yoksa onun esiri mi oluyorum?”İşte tam da bu noktada, kendi deneyimlerime ve danışanlarımla yaptığım çalışmalara dayanarak bazı öneriler paylaşmak istiyorum.1. Nefesinle Bağ Kur: En Yakın Dostun YanındaKaygı geldiğinde nefesini fark et. Hızlanıyor mu? Sığ mı? Düzensiz mi?Derin ve yavaş bir nefes, beynine “güvendesin” mesajı verir. Her gün 5 dakika, sadece nefesine odaklandığın bir zaman dilimi yarat. Gözlerini kapat, burnundan yavaşça nefes al ve aldığın sürenin iki katı kadar sürede ver.Bu egzersiz, zihnini sakinleştirmek için kullanabileceğin en basit ama en etkili araçlardan biridir. Ve nefes pratiği, sadece kaygı anlarında değil, gün içerisinde içsel duruşunu güçlendirmek için de bir köprü olabilir.2. Düşüncelerini Sorgula, Onlarla ÖzdeşleşmeKaygılı zihnin en sevdiği şey: felaket senaryoları yazmak.“Ya başarısız olursam?”, “Ya hasta olursam?”, “Ya herkes beni yargılıyorsa?”Bu düşünceler gelir, ama onlarla gitmek zorunda değilsin. Her düşüncenin gerçek olmadığını bilmek, sana zihinsel bir mesafe kazandırır.Bir düşünce geldiğinde kendine sor:“Bu düşüncenin kanıtı var mı?”“Bu düşünce bana hizmet ediyor mu?”“Bu düşünceyi bir arkadaşım düşünüyor olsaydı, ona ne derdim?”Bu içsel sorgulama, zihinsel esnekliğini artırır ve otomatik düşüncelerin üzerindeki gücünü fark etmeni sağlar.3. Bedeni Unutma: Hareket Et, Serotonin SalKaygı sadece zihinsel değil, bedensel de bir deneyimdir. Omuzların gerginse, dişlerini sıkıyorsan, kasların kasılmışsa bedenin sana sesleniyor olabilir.Günde 20 dakikalık bir yürüyüş bile zihinsel berraklık sağlar. Hareket ettiğinde beyin kimyan değişir. Yoga, dans, hafif koşular... Hangisi seni çağırıyorsa, onunla başla.Unutma, beden harekete geçince zihin de peşinden gelir. Ve bu hareket hali, zihninde sıkışan enerjiyi de dönüştürmenin en doğal yollarından biridir.4. Rutinler Oluştur: Belirsizliğe Karşı DüzenZihin, belirsizlikten korkar. Kaygı çoğu zaman “Ne olacağını bilmiyorum” düşüncesinden beslenir. Bu yüzden gününe küçük ama düzenli alışkanlıklar yerleştirmek faydalı olur.Sabahları güne aynı saatte başlamak, kahveni belirli bir ritüelle hazırlamak, uyumadan önce kitap okumak...Bu basit alışkanlıklar zihnine “kontrol sende” mesajı verir. Rutin, kaygının içinde bir sabit nokta yaratır. Küçük bir düzen duygusu, büyük bir içsel dengeyi beraberinde getirebilir.5. Sosyal Destek: Yalnız DeğilsinKaygı kendini yalnız ve anlaşılmamış hissettirebilir. Oysa bir duygunun ağırlığını azaltmanın en insani yolu, onu paylaşmaktır.Güvendiğin biriyle konuşmak, sadece dinlenilmek bile iyileştiricidir.“Beni anlıyor musun?” sorusuna “Evet” cevabını almak, bazen haftalarca yapılan iç konuşmadan daha etkilidir. Utandığın ya da zayıf hissettiğin anlar da dahil olmak üzere, insani olan her şey paylaştıkça hafifler.6. Duygulara İzin Ver: Direnç Değil, Alan AçKaygı geldiğinde çoğumuz onu hemen bastırmak, yok etmek isteriz. Oysa bastırılan duygu daha güçlü şekilde geri döner.Bazen sadece şunu söylemek bile bir dönüşüm yaratır: “Evet, şu an kaygılıyım. Bu da insani bir deneyim.”Kendine şefkatle yaklaşmak, zor duygulara alan açmak demektir. Ve o alan, iyileşmenin başladığı yerdir. Çünkü bastırmak yerine kabul etmek, zihinsel direnci azaltır ve daha sakin bir içsel diyalog başlatır.7. Medya Tüketimini Azalt: Zihnini Koruma Altına AlGün içinde sürekli bildirimlere, kötü haberlere ve kıyaslamalara maruz kalmak kaygıyı artırır.Sosyal medyada geçirdiğin süreyi azalt, ekran detoksları yap. Zihnine daha fazla sessizlik ve boşluk tanı.Bazen bir pencereden dışarı bakmak, zihnini yüzlerce story’den daha fazla dinlendirir. Ve bu sessizlikte iç sesini yeniden duyma fırsatı bulursun.8. Profesyonel Destek Almak: Yardım Aramak CesarettirEğer kaygı gündelik yaşamını zorlaştırıyorsa, yalnızca tekniklerle sınırlı kalmamak gerekir.Psikoterapi, kaygının kökenine inmek, düşünce kalıplarını fark etmek ve yeni yollar geliştirmek için güçlü bir destek alanıdır.Unutma, yardım istemek zayıflık değil; iyileşme iradesidir. Bir uzmandan destek almak, yaşam kaliteni artırmanın en değerli yollarından biridir.9. İyi Olma Hali Bir Hedef Değil, Bir YolculukturKendine şunu hatırlat: İyi hissetmek, hep mutlu olmak demek değil.Zor duygular da yaşamın bir parçası. Kaygı da senin bir parçan ama seni tanımlayan şey değil.Ve bu yazıyı okuyorsan; demek ki içten içe bir şeyleri dönüştürme arzun var. Bu niyet bile başlı başına iyileştirici.Her duygunun, özellikle kaygının bile sana anlatmak istediği bir şey vardır. Onu bastırmak yerine dinlemeyi denediğinde, içinde daha önce fark etmediğin bir bilgelik uyanabilir. Belki uzun süredir kendini çok zorladığını fark edersin. Belki kontrol etme çabalarının seni ne kadar yorduğunu…Kendinle yeniden tanıştığın bu farkındalık anları, dönüşümün başlangıç noktasıdır.Bazen bir durmak yeterlidir. Kendine şu soruyu sor: “Şu an en çok neye ihtiyacım var?”Belki bir bardak su, belki 10 dakikalık sessizlik, belki sadece bir omzuna dokunan el. Kaygıyı anlamak; zihnini yargılamak değil, ihtiyaçlarını fark etmeyi öğrenmektir.Ve unutma, bu yolculukta zaman zaman aynı yere geri dönebilirsin. Bu da çok insani.Önemli olan hep ileri gitmek değil; düştüğünde kendine nasıl davrandığın. Kaygıyla başa çıkmak, sadece teknikler değil, kendinle kurduğun ilişkiyle ilgilidir. Ve sen, o ilişkiyi her gün yeniden kurabilirsin.Son Söz: Bu da Geçer, Sen de GelişirsinKaygı hep olacak. Ama sen artık onunla başa çıkmanın yollarını biliyorsun.Bu yolda attığın her küçük adım, içindeki dengeye bir adım daha yaklaştırır. Kendine karşı nazik, sabırlı ve dürüst kal.Ve bazen sadece şunu hatırla: “Kaygı geçer. Ama sen, bu deneyimden daha güçlü bir şekilde geçip gidersin.”
Akın GÜÇLÜ 07.04.2025